SİRKÜLER NO: 2020-12
SİRKÜLER TARİHİ: 24.03.2020

Gelir İdaresi Başkanlığı 24 Mart 2020 tarihinde internet sitesinden yaptığı duyuruda, Koronavirüs (COVID-19) salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden etkilenen mükelleflerin vergi ödevlerinin yerine getirilmesi bakımından mücbir sebep hükümlerinden faydalandırılması amacıyla bir Genel Tebliğ hazırladığı belirtilmiştir.

Duyuru ile,

Mücbir sebep hali uygulamasından tüm mükellefler değil sadece duyuruda sayılan mükellef ve mükellef grupları yararlanabilecektir.

Bu mükelleflerin Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında vermeleri gereken muhtasar ve katma değer vergisi beyannamelerinin verilme süresi 27 Temmuz 2020 günü sonuna kadar uzatılacaktır.

Söz konusu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri ise altışar ay uzatılarak ödemelerin Ekim, Kasım ve Aralık aylarının son haftası içerisinde yapılabilmesi sağlanacaktır.

İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelge uyarınca 65 yaş ve üstü ile kronik rahatsızlığı bulunan kişiler için getirilen sokağa çıkma yasağı uygulaması çerçevesinde, yasak kapsamında bulunan mükellefler ile meslek mensupları açısından sokağa çıkma yasağının başladığı tarih ile sona ereceği tarih arasındaki dönem mücbir sebep hali olarak kabul edilecektir. Bu döneme ilişkin olarak verilmesi gereken beyannameler ile bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süresi yasağın kalktığı tarihi takip eden 15’inci günün sonuna kadar uzatılacak olup, resmi ve detaylı bilgilendirme için tebliğ beklenmektedir

  1. Mücbir sebep halinde olduğu kabul edilen mükellefler

Salgından doğrudan etkilenen ve ana faaliyetleri itibariyle, alışveriş merkezleri dahil perakende ticaret, demir çelik ve metal sanayii, otomotiv imalatı ve ticareti ile otomotiv sanayii için parça ve aksesuar imalatı, depolama faaliyetleri dahil lojistik ve ulaşım, sinema ve tiyatro gibi sanatsal hizmetler, tur operatörleri ve seyahat acenteleri dahil konaklama faaliyetleri, lokanta, kıraathane dahil yiyecek ve içecek hizmetleri, tekstil ve konfeksiyon imalatı ve ticareti ile etkinlik ve organizasyon hizmetlerinin yanı sıra sağlık hizmetleri, mobilya imalatı, madencilik ve taş ocakçılığı, bina inşaatı ve özel inşaat faaliyetleri, endüstriyel mutfak imalatı, araç kiralama ile matbaacılık dahil kitap, gazete, dergi ve benzeri basılı ürünlerin yayımcılık faaliyetleri sektörlerinde faaliyette bulunan mükelleflerin mücbir sebep halinde olduğu kabul edilmiştir.

Bununla birlikte İçişleri Bakanlığı tarafından alınan tedbirler kapsamında faaliyetleri geçici süre ile durdurulan yüzme havuzu, hamam, kaplıca, spor, oyun ve düğün salonu, berber ve kuaför gibi işyerlerinin bulunduğu sektörlerde faaliyet gösteren mükellefler de bu süre boyunca mücbir sebep hükümlerinden yararlanabileceklerdir.

Bahse konu mükelleflere ilave olarak çiftçi, terzi, manav, avukat, mali müşavir, mimar, mühendis, eczacı, doktor, dişçi, veteriner, fizyoterapist, yazılımcı, sanatçı gibi mükellefler de dahil olmak üzere bilanço ve işletme hesabı esasına göre defter tutanlar ile serbest meslek kazancı elde eden gelir vergisi mükellefi olan yaklaşık 1.9 milyon vatandaşımız da mücbir sebep hali kapsamında değerlendirilmiştir.

  1. Mücbir sebep kapsamında ertelenen beyannameler ve ödeme süreleri

Genel Tebliğ’de yukarıda yer verilen tüm mükelleflerin Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında vermeleri gereken muhtasar ve katma değer vergisi beyannamelerinin verilme süresi 27 Temmuz 2020 günü sonuna kadar uzatılmıştır.

Söz konusu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri ise altışar ay uzatılarak ödemelerin Ekim, Kasım ve Aralık aylarının son haftası içerisinde yapılabilmesi sağlanmıştır.

  1. Sokağa çıkma yasağı getirilen 65 yaş ve üstü ile kronik rahatsızlığı bulunan mükelleflerle meslek mensupları için mücbir sebep uygulaması

Diğer taraftan İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelge uyarınca 65 yaş ve üstü ile kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşlar için getirilen sokağa çıkma yasağı uygulaması çerçevesinde, 65 yaşın üzerinde olması ya da kronik rahatsızlığı bulunması nedeniyle sokağa çıkamayacak olan vergi mükellefleri ile meslek mensupları açısından sokağa çıkma yasağının başladığı tarih ile sona ereceği tarih arasındaki dönemin mücbir sebep hali olarak kabul edilmesi ve bu döneme ilişkin olarak verilmesi gereken beyannameler ile bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süresi yasağın kalktığı tarihi takip eden 15’inci günün sonuna kadar uzatılması uygun bulunmuştur.

MÜCBİR SEBEP HALİNDEN FAYDALANACAK MÜKELLEF GRUPLARI

  1. Perakende Ticaret ve Alış Veriş Merkezleri

Market, büfe, bakkal, şarküteri, manav, dondurmacı, tuhafiye, kasap, inşaat malzemeleri satışı, küçük ev eşyaları ile beyaz eşya satışı, mobilya satışı, ev tekstili, kitap ve kırtasiye, gazete ve dergi, ayakkabı ve giyim eşyası perakende satışı, oyuncakçı, tıbbi ve ortopedik ürünler, eczane, kuyumcu, çiçekçi, pazarcılar, balıkçılar, pastane ve fırınlar, kişisel bakım ve kozmetik ürünlerinin satışı vb. her türlü ürünün perakende olarak satışına yönelik faaliyetler ile alışveriş merkezleri ve buralarda perakende satış faaliyetinde bulunanlar

  1. Demir Çelik ve Metal Sanayii

Demir veya çelik granül ve demir tozu üretilmesi, çelikten/demirden yapılmış tüp, boru, içi boş profiller ve ilgili bağlantı parçalarının imalatı (sıcak çekilmiş veya sıcak haddelenmiş),çelik barların ve içi dolu profillerin soğuk çekme yöntemiyle imalatı, açık profillerin, nervürlü levhaların ve sandviç panellerin soğuk şekillendirme veya katlama yöntemiyle imalatı, çelik tellerin soğuk çekme yöntemiyle imalatı, alüminyum folyo imalatı (alaşımdan olanlar dahil),alüminyum imalatı (işlenmemiş halde), kurşun tabaka, levha, şerit, folyo, kurşun tozu ve pulu imalatı (alaşımdan olanlar dahil), kalay imalatı (işlenmemiş halde), çinko imalatı (işlenmemiş halde) gibi demir, çelik, alüminyum, bakır, kurşun, çinko, kalay imalatı ile bunların imalatçılar tarafından satışı

  1. Otomotiv

Otomobil, kamyon, kamyonet, treyler (römork) ve yarı treyler (yarı römork) imalatı otobüs, minibüs, midibüs, traktör, motosiklet, römork, karavan gibi tüm motorlu kara taşıtlarının imalatı, toptan ve perakende satışı ile otomotiv yan sanayii

  1. Lojistik-Ulaşım

Hava, kara, demiryolu, deniz ve her türlü suyolu ile yapılan her türlü şehir içi ve şehirlerarası yük ve yolcu taşımacılığı, otoyol, tünel ve köprü işletmeciliği, depolama ve antrepoculuk faaliyetleri, havaalanı yer hizmetleri, havaalanı işletmeciliği, hava, kara, deniz ve demiryolu taşımacılığıyla ilgili kargo ve bagaj yükleme boşaltma hizmetleri gibi her türlü lojistik ve ulaşım hizmetleri

  1. Sinema ve Tiyatro Faaliyetleri

Tiyatro, opera, bale, sinema, konser gibi her türlü sanatsal faaliyetler

  1. Konaklama

Otel, motel, pansiyon, tatil köyü gibi konaklama faaliyetleri, tur operatörü ve seyahat acenteliği faaliyetleri, rezervasyon hizmetleri, kaplıca, ilıca, içmeler, spa merkezleri, vb. yerlerin faaliyetleri gibi her türlü konaklama ve buna ilişkin faaliyetler

  1. Yiyecek ve İçecek Hizmetleri

Lokanta, kafe, kıraathane, kahvehane, çay ocakları, kantinler, ulaşım araçlarında bulunan büfeler gibi her türlü yiyecek ve içeceklerin sunumuna yönelik hizmetler, dönerci, pizzacı, dondurmacı, çorbacı vb.

  1. Tekstil ve Konfeksiyon Faaliyetleri

Doğal pamuk elyafının imalatı, doğal yün ve tiftik elyafının imalatı,  suni ve sentetik elyafların bükülmesi ve iplik haline getirilmesi, kot kumaşı imalatı, pamuklu dokuma kumaş imalatı, keten, rami, kenevir, jüt elyafları ile diğer bitkisel tekstil elyaflarından dokuma kumaş imalatı,  havlı, şönil, havlu, pelüş, tırtıl ve benzeri ilmeği kesilmemiş dokuma kumaşlar ile tafting kumaş imalatı gibi kumaş ve iplik imalatı, her türlü pamuktan, yünden, tiftikten, elyaftan ve kumaştan mamul ürünlerin imalatı ile giyim ve ev tekstili ürünlerinin imalatı ile satışı gibi her türlü tekstil ve konfeksiyon imalatı ve satışı

  1. Etkinlik ve Organizasyon

Gösteri, kongre, konferans, ticari fuar ve etkinliklerin organizasyonu ile internet kafe, oyun, düğün ve nikâh salonu, spor merkezleri gibi yerlerde gerçekleştirilen her türlü etkinlik ve organizasyon faaliyetleri ile halkla ilişkiler ve iletişim faaliyetleri

  1. Sağlık Hizmetleri

İnsan sağlığına yönelik hastane hizmetleri, diyaliz merkezleri, özel hekimlik faaliyetleri, diş hekimliği faaliyetleri, yatılı bakım faaliyetleri, tıbbi laboratuvar hizmetleri gibi sağlık faaliyetleri

  1. Mobilya İmalatı

Sandalye, koltuk, kanepe, çekyat, divan, vb.’leri ile iskeletlerinin imalatı, büro ve mutfak mobilyaları imalatı, yatak imalatı, yatak odası, yemek odası, banyo dolabı, genç ve çocuk odası takımı, gardırop, vestiyer gibi mobilyaların imalatı

  1. Madencilik ve Taş Ocakçılığı

Taş kömürü, linyit, uranyum, krom, nikel, alüminyum gibi madenlere yönelik faaliyetler ile mermer, granit ve taş ocakçılığı gibi madenciliğe yönelik faaliyetler

  1. İnşaat

Bina projelerinin geliştirilmesi, ikamet amaçlı binalar ile ikamet amaçlı olmayan binaların inşaatı, binaların yeniden düzenlenmesi ve yenilenmesi faaliyetleri, yıkım işleri, sıtma, havalandırma, soğutma ve iklimlendirme sistemlerinin kurulumu, binaların iç ve dış boyama ve işleri, duvar ve yer kaplama gibi bina inşaatı ile özel inşaat faaliyetleri

  1. Endüstriyel Mutfak Ekipmanları

Demir, çelik, alüminyum ve bakırdan sofra ve mutfak eşyalarının imalatı gibi endüstriyel mutfak ekipmanlarının imalatı

  1. Araç Kiralama

Motorlu kara taşıtlarının ve arabaların kiralanması

  1. Basılı Yayın ve Matbaacılık

Ders ve çocuk kitaplarının, gazetelerin, dergi ve süreli yayınların yayımı gibi basılı yayın hizmetleri, gazetelerin, dergilerin ve süreli yayınların basım hizmetleri ve ciltçilik gibi hizmetler

  1. Gelir Vergisi Mükelleflerinin Tamamı

Çiftçi, terzi, manav, avukat, mali müşavir, mimar, mühendis, eczacı, doktor, dişçi, veteriner, fizyoterapist, yazılımcı, sanatçı gibi mükellefler de dahil olmak üzere bilanço ve işletme hesabı esasına göre defter tutan ticari ve zirai kazanç elde eden mükellefler ile serbest meslek kazancı elde eden gelir vergisi mükelleflerinin tamamı

Burada belirtilen konularda ilave bilgi ihtiyacında bizimle temasa geçmenizi rica ederiz.
Saygılarımızla.


SİRKÜLER NO: 2020-11
SİRKÜLER TARİHİ: 23.03.2020

Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan açıklama ile,

– 26 Mart 2020 günü sonuna kadar verilmesi gereken Katma Değer Vergisi Beyannamelerinin verilme süreleri ile bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri 24 Nisan 2020 Cuma günü sonuna kadar,

– 31 Mart 2020 günü sonuna kadar verilmesi gereken 2020/Şubat dönemine ilişkin “Form Ba” ve “Form Bs” bildirimlerinin verilme süresi 30 Nisan 2020 Perşembe günü sonuna kadar,

– 31 Mart 2020 günü sonuna kadar oluşturulması ve imzalanması gereken e-Defterlerin oluşturulma ve imzalanma süresi ile aynı sürede Gelir İdaresi Başkanlığı Bilgi İşlem Sistemine yüklenmesi gereken “Elektronik Defter Beratları”nın yüklenme süresi 30 Nisan 2020 Perşembe günü sonuna kadar uzatılmıştır.

Katma Değer Vergisi Beyannamelerinin Verilme ve Ödeme Sürelerinin Uzatılması:

26 Mart 2020 günü sonuna kadar verilmesi gereken Katma Değer Vergisi Beyannamelerinin verilme süreleri ile bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri 24 Nisan 2020 Cuma günü sonuna kadar uzatılmıştır.

Bildirim Formlarının Verilme Süresinin Uzatılması:

31 Mart 2020 günü sonuna kadar verilmesi gereken 2020/Şubat dönemine ilişkin “Form Ba” ve “Form Bs” bildirimlerinin verilme süresi 30 Nisan 2020 Perşembe günü sonuna kadar uzatılmıştır.

Elektronik Defterlerin Oluşturulma ve İmzalanma Süresi ile Elektronik Defter Beratlarının Yüklenme Süresinin Uzatılması:

31 Mart 2020 günü sonuna kadar oluşturulması ve imzalanması gereken e-Defterlerin oluşturulma ve imzalanma süresi ile aynı sürede Gelir İdaresi Başkanlığı Bilgi İşlem Sistemine yüklenmesi gereken “Elektronik Defter Beratları”nın yüklenme süresi 30 Nisan 2020 Perşembe günü sonuna kadar uzatılmıştır.

Katma Değer Vergisi Beyannamelerinin Verilme ve Ödeme Sürelerinin Uzatılması:

26 Mart 2020 günü sonuna kadar verilmesi gereken Katma Değer Vergisi Beyannamelerinin verilme süreleri ile bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri 24 Nisan 2020 Cuma günü sonuna kadar uzatılmıştır.

Bildirim Formlarının Verilme Süresinin Uzatılması:

31 Mart 2020 günü sonuna kadar verilmesi gereken 2020/Şubat dönemine ilişkin “Form Ba” ve “Form Bs” bildirimlerinin verilme süresi 30 Nisan 2020 Perşembe günü sonuna kadar uzatılmıştır.


Covid-19 salgını nedeniyle alınan tedbirlere ilişkin olarak Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından basın açıklaması yapılmıştır.

23.03.2020 tarihli söz konusu açıklamada küresel COVİD-19 salgınının insan sağlığı ve ülkemiz finansal piyasalarında oluşturduğu olumsuzlukların en aza indirilmesine yönelik Kurulun 19.03.2020 tarihli toplantısında, portföy yönetim şirketleri ve aracı kurum personelinin yarı zamanlı/ dönüşümlü/ uzaktan erişimli olarak kendi sorumluluklarında çalışabilecekleri belirtilmiştir.

Ayrıca personelin uzaktan erişimli olarak çalışması durumunda işlem güvenliği açısından tevsik edici kayıt mekanizmalarının kurulması gerektiği belirtilmiştir.

Ayrıca SPK düzenlemelerine tabi kurumlarının 31.12.2019 ve 31.03.2020 tarihli rapor bildirim sürelerinin uzatıldığı belirtilmiş olup 23.03.2020 tarih ve 2020/19 sayılı SPK bülteni yayımlanmıştır.


SİRKÜLER NO: 2020-10
SİRKÜLER TARİHİ: 22.03.2020

Resmi Gazetede yayınlanan Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesi Genel Tebliğinde yapılan değişiklik ile GEKAP Beyannamesi verme süreleri yeniden belirlendi.

Geri kazanım katılım payı Beyannamesi 2020 yılında 6’şar aylık dönemlerde sonraki yıllarda 3’er aylık dönemlerde verilecek.

Gekap Beyannamesi Verme Dönemleri

2020 yılı için GEKAP altı aylık beyan dönemleri

a) Birinci dönem; Ocak-Şubat-Mart-Nisan-Mayıs-Haziran.
b) İkinci dönem; Temmuz-Ağustos-Eylül-Ekim-Kasım-Aralık.

2021 yılından itibaren Geri kazanım katılım payı (GEKAP) Beyannamesi üç aylık beyan dönemleri ise aşağıda belirtildiği gibi olacaktır.

a) Birinci dönem; Ocak-Şubat-Mart.
b) İkinci dönem; Nisan-Mayıs-Haziran.
c) Üçüncü dönem; Temmuz-Ağustos-Eylül.
ç) Dördüncü dönem; Ekim-Kasım-Aralık.

2020 Yılı Geri kazanım katılım payı (GEKAP) Beyannamesi Verme Süreleri

GEKAP Beyan Dönemi GEKAP Verme Süresi
2020 Ocak – Şubat- Mart- Nisan- Mayıs- Haziran Temmuz Sonu
2020 Temmuz – Ağustos – Eylül – Ekim- Kasım- Aralık. Ocak Sonu

2021 Yılı Geri kazanım katılım payı (GEKAP) Beyannamesi Verme Süreleri

GEKAP Beyan Dönemi GEKAP Verme Süresi
Ocak – Şubat- Mart Nisan Sonu
Nisan-Mayıs-Haziran Temmuz Sonu
Temmuz-Ağustos-Eylül Ekim Sonu
 Ekim-Kasım-Aralık Ocak Sonu
  • Gekap Beyannamesi plastik poşetin satışının yapıldığı ve diğer ürünler için piyasaya sürüldüğü/ithal edildiği beyan dönemini takip eden ayın son günü saat 23.59’a kadar yetkili vergi dairesine elektronik ortamda verilecek.
  • Beyan dönemi içerisinde plastik poşetlerin satışı ve diğer ürünlerin ise piyasaya arzı/ithali yapılmamış ise “Beyan edilecek geri kazanım katılım payı bulunmamaktadır” seçeneği işaretlenerek boş GEKAP Beyannamesi verilmek zorundadır.
  • Ocak 2020 ve Şubat 2020 dönemleri için GEKAP beyannamesi vermiş olanlar 2020 yılının ilk altı aylık dönemi için verecekleri beyannamelere daha önce beyanname verdikleri dönemlere ilişkin bilgileri dâhil etmeyeceklerdir. Ocak 2020 ve Şubat 2020 dönemi için verilen GEKAP Beyannamelerin ödemeleri 1/7/2020 tarihine kadar yapılabilecek.

Ülkemizde de olumsuz etkilerini göstermeye başlayan Koronavirüs’ün, iş dünyasına yönelik mevcut veya olası hukuki etkileri hakkında karşımıza çıkan/çıkabilecek sorulara ilişkin hazırlamış olduğumuz çalışmamız aşağıda değerlendirmelerinize sunulmuştur. Henüz oldukça yeni ve hukuki anlamda tartışmaya açık birçok müphem noktası bulunan meseleler hakkında farklı hukuki görüşler de olabileceğine ilişkin saygımızı peşinen beyan ederiz. Yakın zamanda sona ermesini umduğumuz bu tatsız sürecin hemen başında paylaştığımız görüşlerimizin mesleki ve akademik açıdan tartışmaya değer ve aydınlatıcı bulunmasını dileriz.

Kısa Çalışma Nedir?
Kısa Çalışma Faydaları Nelerdir?
Kısa Çalışma Sebepleri Nelerdir?
Kısa Çalışmadan Nasıl Faydalanılır?
Kısa Çalışma Ne Sağlar?
Kısa Çalışmada İŞKUR tarafından Ne Kadar Ödeme Yapılır?
Kısa Çalışmada Nelere Dikkat Edilir?
Kısa Çalışmada Başvuru Nasıldır?
Kısa Çalışmada Neden Denetim Var?
Kısa Çalışmada Başvuru Nasıl Değerlendirilir?
Kısa Çalışmada Başvuru Formları Nelerdir?
Kısa Çalışmada Talep Sonucu
Kısa Çalışmada Diğer Durumlar

  1. İşverenlerin Koronavirüs’ün yayılmasını önlemek amacıyla kendi aldıkları inisiyatif doğrultusunda geçici süreyle işyerlerini kapatması durumunda çalışanlara ücretini ödeme yükümlülüğü bulunmakta mıdır?

Herhangi bir resmi açıklama yapılmadan önce işverenin kendi insiyatifi ile işyerini kapatması durumunda, kural olarak işverenin çalışanların ücretini ödeme yükümlülüğü devam eder. Zira, bu durumda, işveren herhangi bir zorlayıcı neden bulunmaksızın, kendi insiyatifiyle işyerini kapatma kararı almakta olup bu sebeple işverenin çalışanın ücretini ödeme yükümlülüğü ortadan kalkmaz.

  1. Koronavirüs’ün yayılmaması amacıyla verilen “kamu kaynaklı tavsiye kararı”na istinaden işverenlerin işyerlerini geçici süreyle kapatması durumunda çalışanlara maaş ve diğer yan hakları ödeme yükümlülüğü bulunmakta mıdır?

Kural olarak kamu tavsiye kararı verilmesi halinde de işverenin geçici süreyle işyerini kapatması halinde çalışana ücretini ve yan haklarını ödeme borcu devam eder.

Kamu tavsiye kararının açıklanması halinde stoklarının tükenmesi, talebin ciddi ölçüde azalması veya mağazanın bir Koronavirüs teşhisi nedeniyle karantina altına alınması vb. durumlar sebebiyle işyerinin kapanması hallerinde dahi ilgili sorunların işveren tarafından giderilebileceği ve bu doğrultuda işverenin çalışanın ücretini ödeme borcunun devam ettiği düşünülmelidir.

Bu şekilde durumların meydana gelmesi durumunda, öncelikle;  a) tarafların ücretsiz izin konusunda anlaşması,  b) işverenin varsa çalışana ücretli izin kullandırması,  c) yapılacak işin niteliği müsaade ediyor ise (örneğin beyaz yakalarda) evden çalışma yapılması,  d) telafi çalışması yapılması  seçeneklerinin değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  1. Koronavirüs’ün yayılmaması amacıyla kamu kaynaklı zorunlu bir karar sebebiyle işverenlerin işyerlerini geçici süreyle kapatması hallerinde çalışanlara maaş ve diğer yan hakları ödeme yükümlülüğü bulunmakta mıdır?

4857 Sayılı İş Kanunu’nun (“ İş Kanunu ”) 40. maddesi uyarınca, bir haftadan fazla süre boyunca, işyerinde işin durmasına sebep olan veya çalışanın çalışmasını engelleyen zorlayıcı nedenlerin vuku bulması durumunda iş sözleşmesi bu bir haftalık süre için askıya alınır ve bu süre boyunca çalışana yarım maaş ödenir1.

Somut olayda, kamu otoritesinin zorunlu kararı sebebiyle işyerlerinin kapatılmasının zorlayıcı sebep niteliğinde olup olmadığı değerlendirilmelidir. Yargıtay’ın kökleşmiş içtihadı2, zorlayıcı nedenleri, “… el, kar, deprem gibi doğal olaylar nedeniyle ulaşımın kesilmesi, salgın hastalık sebebiyle karantina uygulaması gibi durumlar zorlayıcı nedenlerdir” şeklinde tanımlamaktadır.

Bu kapsamda Koronavirüs nedeniyle bölgesel karantinalar uygulanması veya sokağa çıkma yasaklarının uygulanması durumunda çalışanın işe gelmesinin mümkün olmaması sebebiyle bir haftalık süre boyunca, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 40. maddesi uyarınca, işveren çalışana yarım ücret ödemekle yükümlüdür. Zira işbu madde bahsi geçen Yargıtay kararında da belirtildiği üzere salgın hastalıklar nedeniyle karantina uygulamaları gibi haller için düzenlenmiştir. Zorlayıcı nedenin bir haftadan uzun sürmesi durumunda çalışanın işyerine gelmesinin mümkün olmaması nedeniyle, işverenin İş Kanunu uyarınca çalışanın sözleşmesini haklı nedenle, feshetme hakkı olduğu kanaatindeyiz.

  1. Çalışanların yurt içinde ve/veya yurt dışında yapılacak toplantılara ve iş seyahatlerine katılmak istememesi, işverenlere iş akdini fesih imkânı tanır mı?

İşbu bilgi notu yayımlandığı tarih itibariyle dünya genelinde Koronavirüs tanısı konulan çok sayıda vaka tespit edilmiş olup bu virüs türü ölümlere sebep olmuş, ülkemizde bir vaka görülmüş ve henüz ülkemiz açısından salgın hastalık statüsünün olmadığı açıklanmıştır. Bir başka ifade ile resmi açıklamalara göre dünya genelinde salgın, sonuçlarını ciddi ölçüde göstermekte, ülkemizde ise önleyici tedbirler üzerinde yoğunlaşılmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışanın özellikle yurt dışına yapılacak bir iş seyahatine yahut toplantısına katılmak istememesi gerek kendi sağlığı gerekse kamu sağlığı açısından haklı bir gerekçe olup işveren tarafından bu doğrultuda bir zorlama yapılamayacağı, bu hususun geçerli yahut haklı nedenle

1 “ 24 v e 25 inci maddelerin ( I I I ) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebepler dolayısıyla çalışamayan veya çalıştırılmayan işçiye bu bekleme süresi içinde bir haftaya kadar her gün için yarım ücret ödenir.”

2 “İşçiyi çalışmaktan alıkoyan nedenler, işçinin çevresinde meydana gelmelidir. İşyerinden kaynaklanan ve çalışmayı önleyen nede nler bu madde kapsamına girmez. Örneğin işyerinin kapatılması zorlayıcı neden sayılmaz Ancak, sel, kar, deprem gibi doğal olaylar nedeniyle ulaşımın kesilmesi, salgın hastalık sebebiyle karantina uygulaması gibi durumlar zorlayıcı nedenlerdir. ” (Yargıtay 9.HD T. 09.05.2016, E. 2016/7175, K. 2016/11446/ Yargıtay 22. HD T. 04.02.2014, E. 2013/2499, K 2014/1389/ Yargıtay 9.HD T. 29.05.2014, E. 2012/10932, K. 2014/17580)feshe gerekçe teşkil etmeyeceği kanaatindeyiz. Çalışanın ısrarına rağmen yurt dışına gönderilmek istenmesi halinde ise çalışanın iş akdini haklı nedenle feshetme hakkı doğabilecektir.  Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“ TBK ”) “İşçini n kişiliğinin korunması” başlıklı 471. maddesinin 2. fıkrasında da işverenin, çalışanların iş sağlığı ile güvenliğini sağlaması bir yükümlülük olarak belirtilmiştir.

“İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi a lmak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.”

İşbu bilgi notunun yayımlandığı tarih itibariyle ülkemizdeki mevcut durum dikkate alındığında yurt dışına iş amacıyla yapılacak seyahatlere katılmayı reddetmek ile yurt içinde gerçekleşecek bir toplantı yahut iş seyahatine katılmayı reddetmenin aynı kapsamda değerlendirilemeyeceği kanaatindeyiz. Ülkemizde görülen Koronavirüs’ün salgın hastalık boyutunda olmaması, herhangi bir karantina uygulanmaması ve idare tarafından alınan resmi bir karar bulunmaması sebepleriyle yurt içindeki bir toplantıya yahut iş seyahatine katılmak istemeyen çalışanın talebinde (mutlaka somut olayın varsa sıhhi riski değerlendirilmek kaydıyla) haklılık payı bulunmadığı görüşündeyiz. Toplantılara katılmak ve işin devamını sağlamak çalışanın asli yükümlülüğü olduğundan, bu ödevin yazılı olarak birkaç defa hatırlatıldığı halde yerine getirilmemesi, İş Kanunu’nun 25-II-H bendinde yazılı  “İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi” hükmü uyarınca haklı nedenle fesih sebebi olarak kabul edilebilecektir. Ancak bu usule başvurulmadan evvel çalışana en az 2 (iki) yahut 3 (üç) defa yazılı uyarı verilerek yerine getirmesi istenen görevin açık bir biçimde tebliğ edilmesi gerektiğini ifade etmek isteriz.

  1. Çalışanların yurtdışı seyahatleri dönüşünde çalışanın 14 (on dört) gün süreyle işyerine gelmemesi için önlem alması ve bu amaçla çalışanın ücretsiz izin kullandırması hukuka uygun mudur?

İşverenin çalışanın rızası hilafına çalışanı ücretsiz izne çıkarması Yargıtay içtihatları kapsamında iş sözleşmesinin eylemli feshi olarak nitelendirilmektedir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 15.01.2014 tarihli ve 2013/15874 E. 2014/310 K. tarihli kararında bu husus aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir.

“ Fesih bildiriminde “fesih” sözcüğü nün bulunması gerekmez. Fesih iradesini ortaya koyan ifadelerle eylemli olarak işe devam etmeme hali birleşirse bunun fesih anlamına geldiği kabul edilmelidir. Bazen fesih işverenin olumsuz bir eylemi şeklinde de ortaya çıkabilir. İşçinin işe alınmaması, otomatik geçiş kartına el konulması buna örnek olarak verilebilir. Dairemizce, işverenin tek taraflı olarak ücretsiz izin uygulamasına gitmesi halinde , bunu kabul etmeyen işçi yönünden “iş verenin feshi” ola r a k değerlendirilmektedir. ”

Çalışana ücretsiz izin verilebilmesi için Kanun’un “ Ç alış m a Koşullarında Değişiklik v e İş Sözleşmesinin Feshi ” başlıklı 22. maddesi kapsamında işveren tarafından ücretsiz izin teklifinde bulunularak 6 (altı) iş günü içerisinde bu hususa ilişkin yazılı olarak onay alınması gerekmektedir. Yargıtay içtihatları ile de sabit görüleceği üzere, işveren tarafından teklif edilen ücretsiz izinlerin çalışanlar tarafından kabul edilmesi halinde ise ücretsiz izin yapılmasında bir sakınca bulunmadığı anlaşılmaktadır3.

Bu kapsamda belirtmek gerekir ki, çalışanların ücretsiz izin için onayı bulunmadığı takdirde çalışanlara (i) ücretli izin verilmesi, (ii) telafi çalışması yaptırılması veya (iii) evden çalışma yaptırılması seçenekleri değerlendirilmelidir.

  1. Ücretli İzin Verilmesine İlişkin Değerlendirmelerimiz

Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin (“Yönetmelik”) “İzin İsteği ve Verilmesi” başlıklı 8. maddesi4 uyarınca işverenin çalışanın yıllık izin kullanımı talebi ile bağlı olmadığı belirtilmiş olup, bu aşamada işverenlerin dürüstlük kuralının sınırları dâhilinde olmak üzere çalışanlara kendi inisiyatifleri doğrultusunda ücretli izin kullandırması hukuka uygundur.

Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, yıllık izin zamanının belirlenmesi hususu işverenin yönetim hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.07.2008 tarihli ve 2007/21656 E. 2008/18647 K. sayılı kararında da bu husus aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir.  “ Ancak yıllık izin zamanını belirlemek işverenin yönetim hakkı kapsamında olduğundan, iş çinin kendiliğinden ayrılması söz konusu olamaz . İşçinin yıllık iznini kullandığını belirterek işyerine gelmemesi, işverence izinli sayılmadığı sürece devamsızlık halini oluşturur .”

Yukarıdaki açıklamalarımız kapsamında, işverenin Koronavirüs’ün etkileri sebebiyle çalışanlara ücretli izin kullandırması hukuka uygundur. Bununla birlikte, kullandırılan yıllık ücretli izinlerin çalışanların yıllık izinlerinden mahsup edilmesi uygun olacaktır.

Koronavirüs etkisi sebebiyle, işverenlerin Yönetmelik’in “ Toplu İzin ” başlıklı 10. maddesi doğrultusunda çalışanlara toplu izin kullandırması da değerlendirilebilecektir. İlgili maddeye göre “ İşveren veya işveren vekili Nisan ayı başı ile Ekim ayı sonu arasındaki süre içinde, işçilerin tümünü veya bir kısmını kapsayan toplu iz in uygulayabilir ”.

3 Bu hususa ilişkin Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 04.10.2011 tarihli ve 2010/4114 E. 2011/13072 K. sayılı kararının incelenmesi uygun olacaktır. “Belirtilmelidir ki; k o n u y a iliş kin yasal düzenle m e bulunmaması, işçi ve işverenin ücretsiz izin konusunda anlaşmalarına engel oluşturmadığı gibi; somut olayda olduğu gibi, ücretsiz izinli olarak çalışılmadan geçen günlerde, tarafların karşılıklı iradeleriyle hizmet akdin i devam ettirmek istedikleri, diğer bir anlatımla aralarındaki sözleşmeyi fesih etmedikleri, askıya alındığı, bunun yanında sözleşmenin diğer edimlerinin ise, ayakta olduğu görülmektedir. Zira, ücretsiz izin teklifi kabul edildiğinde hizmet akdi askıya alınmakta, bu gibi durumlarda temel borçların dışında kalan işçinin sadakat (ahlaki iyi niyet kurallarına uyulması ve benzeri), işverenin de işçiyi gözetme vb. gibi yan borçları devam etmektedir.”

4 “İzin kurulu veya işveren, işçinin istediği izin kullanma tarihi ile bağlı değildir. Ancak, izin sıra ve nöbetleşmesini göstermek üzere söz konusu kurulca düzenlenecek çizelgeler işçinin talebi ve iş durumu dikkate alınarak hazırlanır”

Yine aynı yönetmeliğin 11. maddesine göre “ Toplu izin uygulanması halinde işveren veya işveren vekili, işyerinin korunması, işyerindeki araç, gereç, donatım veya makinelerin bakımı, hazırlanması, temizlenmesi veya güvenliğinin sağlanma sı gibi zorunlu durumlar için yeter sayıda işçiyi toplu izin dışında tutabilir . Bu durumda olanların yıllık izinleri toplu izin döneminden önce veya sonra diledikleri tarihte verilir.”

Toplu izin kullandırılması durumunda da kullandırılan izinlerin çalışanların yıllık ücretli izinlerinden mahsup edilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

  1. Telafi İzni Kullandırılmasına İlişkin Değerlendirmelerimiz

İş Kanunu ve Çalışma Süreleri Yönetmeliği’nin 7. maddesi uyarınca telafi çalışmasının;

 2 ay içerisinde yaptırılması,   Sebebiyle birlikte çalışma tarihinin açık şekilde duyurulması,   İş durdurma sona erdiğinde çalışanların toplam günlük çalışmanın 11 saati aşmaması,   Telafi çalışma süresinin 3 saatten fazla olmaması   Tatil günlerinde yaptırılmaması gerekmektedir. Çalışanlardan Koronavirüs’ün yayılma tehlikesi nedeniyle çalışılmayacak sürede ücretsiz izinli sayılmaları ancak yazılı onayları ile olabileceği gibi yine işveren tarafından talep edilmesi halinde bu sürede yıllık izinli sayılmaları da mümkün olabilecektir. Ücretsiz ve ücretli izin alternatifleri ile sonuç alınamaması halinde yukarıda ifade edildiği şekilde telafi çalışması yoluna gidilebilecek olup işyerinde belirlenecek ve işveren tarafından duyurulacak tarihler arasında işin durdurulduğunu, hangi tarihte işe başlanacağını, hangi tarihler arasında ve kaçar saat telafi çalışması yaptırılacağının çalışanlara ilan edilmesi, takip eden süreçte bir problem ile karşılaşmamak adına yazılı onay alınması uygun olacaktır. Çalışılmayan süre içerisinde çalışanlara ücretleri ödenmeye devam edilmesi gerekmekte olup, daha sonradan günlük toplam çalışma 11 saati aşmayacak şekilde yaptırılacak telafi çalışması için ise ilave ücret ödenmesi gerekmemektedir. Bu aşamada özellikle, telafi çalışmasının 2 aylık süre içerisinde yapılabileceğinin ve Koronavirüs’e ilişkin alınacak önlemlerin 2 aydan fazla sürmesi durumunun ihtimal dâhilinde olması ve bu itibarla telafi çalışması yaptırılamayacağının değerlendirilmesinin de önem arz ettiği kanaatindeyiz.

  1. Uzaktan Çalışmaya İlişkin Değerlendirmelerimiz

Koronavirüs tehlikesi sebebiyle, işverenin çalışanı koruma yükümlülüğü ve evden çalışmanın çalışan lehine bir uygulama olduğu gözetildiğinde, çalışanların görev ve çalışma koşulları elvermekte ise ücretlerinin ödenmesi kaydıyla evden çalıştırılmalarının hukuka uygun olarak değerlendirileceği kanaatindeyiz. Uzaktan çalışma İş Kanunu’nun “ Çağrı Ü zerine Ç alışma ve U zaktan Ç alışma ” başlıklı 14. maddesinde düzenlenmektedir.

“Uzaktan çalışma; işçinin, işveren tarafından oluşturulan iş organizasyonu kapsamında iş g ö r m e e dimini e vin d e y a d a t e k n olo jik ile tişim a r a çla rı ile iş y e ri dışın d a y e rin e getirmesi esasına dayalı ve yazılı olarak kurulan iş ilişkisidir.”

Bu sürecin başlatılmasından önce çalışanlara yazılı bir bildirim yapılması/ evden çalışılacağının ilan edilmesi; ilgili bildirimde/ilanda çalışanların ücretlerinin aynen korunacağı hususunun mutlaka belirtilmesi önem arz etmektedir. Madde hükmü doğrultusunda çalışanların ilgili dönemde sözleşme şartları aynen korunarak evden çalışmayı kabul ettiklerine ilişkin yazılı muvafakatname vermeleri uygun olacaktır. Buna karşın, çalışanların herhangi bir gerekçeyle evden çalışmayı kabul etmemeleri halinde, kendilerine ücretli izin verilmesi gerekebilecektir. Böyle bir durumda her somut olayın ayrıca değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  1. Koronavirüs’ün etkileri sebebiyle satım, eser, istisna vb. akitler bakımından edimin yerine getirilememesi ihtimalinde hukuken alınabilecek aksiyonlar nelerdir?

Satım, eser, istisna vb. akitler bakımından tarafların edimlerini yerine getirememeleri halinde durumun şartlarına ve etkinin şiddetine göre TBK’nın ifa imkânsızlığına ilişkin 136. maddesinin5 veya aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138. maddesinin 6 uygulama alanı bulması gündeme gelebilecektir. Başka bir deyişle;

  1. edimin yerine getirilmesinin imkânsız hale gelmesi halinde TBK’nın 136. maddesi uyarınca tarafların borcu sona erecek; b. edimin ifasının imkânsız hale gelmemesi ve fakat ifanın yerine getirilmesi halinde edimin ifasının önemli ölçüde güçleşmesi halinde ilgili tarafça uyarlama talep edilmesi söz konusu olacaktır.

Konuyu örneklerle açıklamanın faydalı olacağı kanaatindeyiz:

 Eser meydana getirme borcu bulunan yüklenicinin, yalnızca Çin’den tedarik edilebilen malzemeleri kullanarak eser meydana getirebildiği varsayımında; yüklenici Çin’de üretimin veya sevkiyatın durduğundan bahisle edimin ifasının imkânsızlaştığını ileri sürebilecek ve bu itibarla TBK’nın 136. maddesi uygulama alanı bulacak ve ilgili tarafın borcunu ifa etme yükümlülüğü sona erecektir.

5 TBK md 138 Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.

6 TBK md 138 III. Aşırı ifa güçlüğü Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.

 Bir alışveriş merkezinde kiracı konumunda olan mağazada stok kalmaması, müşteri ziyaretlerinin yok denecek aşamaya gelmesi,  çalışanların fiziksel veya ruhsal sebeplerle işe gelememesi sebebiyle mağazanın açılamaması gibi hallerdeyse  TBK’nın 138. maddesi uyarınca uyarlama talep edilebilecektir. Zira böyle bir durumda ifanın “imkânsız hale geldiğinden” söz edilemeyecek olmakla birlikte, ifanın önemli ölçüde güçleşmesi söz konusudur. Kira bedelini ödeme borcu imkânsız hale gelemez, ancak öngörülmeyen ölçüde değişen koşullar sebebiyle üzerinde anlaşılan bedelin aynen ödenmesi de beklenmemelidir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2018 tarihli ve 2017/4414 E. 2018/1420 K. sayılı kararında da bu husus aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir.

“ Davaya konu ürünlerin fiyatlarında aşırı bir artış olsa bile ifanın yerine getirilmesinin mümkün olduğu, cins borcu niteliğindeki ürünler tamamen yok olmadıkça nev’i telef olmaz kuralı g ereği imkansızlıktan bahsedilemeyeceği , sözleşme ile satım konusu ürün miktarı ve fiyatının belirlendiği, satıcının taahhüt etmiş olduğu emtiayı teslim etmesi gerektiği, diğer taraftan TBK’nın 138.maddesi hükmü gereğince bir durum mevcut olduğu takdirde bu durumun sadece diğer tarafa karşı bir def’i olarak ileri sürülmesinin mümkün olmadığı, doğrudan sözleşmenin uyarlanmasının mahkemeden istenmesi gerektiği, ancak davacı tarafından uyarlama davası açılmadığı, uyarlama davası açılıp bu davada uyarlamaya karar verilmektedikten sonra borçlunun borcunu ifadan kaçınmayacağı, böyle bir kaçınmanın borca aykırılık teşkil ettiği, bu durumda diğer tarafının sözleşme hükümleri gereği cezai şartı talep etmesinin mümkün olduğu ve sözleşmenin 5.3.maddesi gereğince cezai şart alacağını davacının alacağından takas edebileceği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.”

Bahsi geçen durumun meydana gelmesi halinde, aşırı ifa güçlüğü içerisinde bulunan tarafın edimini uyarlama davası açacağına ilişkin ihtirazi kayıt düşerek yerine getirmesi uygun olacaktır. Uyarlama davası açılması aşamasında Yargıtay içtihatları uyarınca taraflar öncelikle hâkimden sözleşmenin uyarlanmasını talep eder; uyarlamanın mümkün olmadığı halde ise sözleşmeden dönebilir/sözleşmeyi feshedebilirler.

  1. Kiracı konumundaki işletmelerin Koronavirüs etkisiyle ziyateçi/müşteri sayısının azaldığından bahisle ve kendi insiyatifleriyle mağazaları geçici süreyle kapatması halinde mağazaların kapalı tutulduğu günler bakımından kira bedeli ve ortak gider ödeme yükümlülüğü devam eder mi?

Konunun TBK madde 136’da yer alan ifa imkansızlığı ve madde 138’de yer alan aşırı ifa güçlüğü hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Belirtmiş olduğumuz ihtimalde kiracı herhangi bir idari karar olmaksızın kendi insiyatifiyle mağazayı kapatma kararı alırsa bu durumda ifa imkânsızlığı söz konusu olmayacak, borç sona ermeyeceğinden kiracının kira bedeli ve ortak gider ödeme yükümlülüğü devam edecektir. Bu durumda tahliye riskini de önlemek amacıyla ihtirazi kayıtla kira bedellerinin ödenmesi ve ayrıca TBK madde 138 uyarınca aşırı ifa güçlüğü ileri sürülerek uyarlama davası ikame edilmesi hukuka uygun olacaktır. Şöyle ki;

İfa imkânsızlığı açısından değerlendirme Kiracı, idari karar olmaksızın sağlık sebepleri, müşteri sayısının ve buna bağlı cironun ciddi ölçüde azalması sebebiyle mağazayı kapatma kararı alırsa bu durumda imkânsızlık söz konusu olmayacaktır. Kaldı ki 11.03.2020 tarihinde Sağlık Bakanlığı tarafından “ Bir ya da birkaç vakanın salgın olarak nitelendirilmemesi gerekir”  şeklinde yapılan açıklama sonucu Türkiye’de Koronavirüs tespit edilmesinin salgın hastalık olarak nitelendirilmediği kanaatine varılmaktadır. Bu durumda kiraya veren kiralanan yeri kullanıma uygun bulundurma yükümlülüğünü, kiracı da kira borcunu ifa yükümlülüğünü yerine getirebilecek durumda olduğundan ifa imkânsızlığı/mücbir sebep söz konusu olmayacaktır. Nihayetinde borç sona ermediğinden kira sözleşmesinden doğan kira bedeli ve ortak gider bedeli ödeme borcu devam edecektir.

Aşırı ifa güçlüğü açısından değerlendirme Aşırı ifa güçlüğünün uygulama alanı bulabilmesi için;

  1. i) sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmesi beklenemeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkmış olması, ii) bu durumun borçludan kaynaklanmıyor olması, iii) mevcut durum itibariyle borcun yerine getirilmesinin dürüstlük kuralı uyarınca borçludan beklenemeyecek olması, iv)

borcun henüz ifa edilmemiş olması yahut ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklar saklı tutularak, ihtirazi kayıtla ifa edilmiş olması gerekmektedir.

Koronavirüs tespiti salgın hastalık olarak nitelendirilmese de tüketiciler virüs bulaşması ihtimali ile kalabalık alanlardan uzaklaşacak, bu durumda örneğin cadde veya AVM’lerde bulunan perakende işletmecilerin ciddi ciro kayıplarına sebep olacaktır. Keza bazı çalışanların fiziki/psikolojik açıdan olumsuz sağlık koşulları sebebiyle işe devam edemediklerinden mağazanın açılamaması da üzücü olmakla birlikte ihtimal dâhilindedir. Kiracı, kira sözleşmesi akdederken Koronavirüs riskini bilebilecek durumda değildir ve bu risk kiracıdan kaynaklanmamaktadır. TBK, borcun ifasının beklenmesini dürüstlük kuralına aykırı bulduğundan kiracının Koronavirüs haberiyle uğradığı zararın mahvına, iflasına sebep olması da şart değildir. ( Oğuzman, Öz, Bor çlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt 1, 11. Bası, Vedat Kitapçılık, sy.582) O halde kiracı kira bedelini ifa etmeden veya ihtirazi kayıtla ifa ederek uyarlama davası ikame edebilecektir. Kira bedelinin ödenmemesi tahliye riskini de beraberinde getirdiğinden kira bedelinin ihtirazi kayıtla ödenmesi ve eş zamanda uyarlama davası ikame edilmesi tahliye riskini bertaraf edecektir.

Uyarlama davasında mahkemeden terditli olarak:

(i) mağazanın kapalı tutulması veya ciddi ciro kaybı sebebiyle kira bedeli ve ortak gider ödenmemesine, (ii) bu hususun kabul edilmemesi halinde mağazanın kapalı tutulması veya ciddi ciro kaybı sebebiyle kira ve ortak gider bedelinden indirim yapılmasına, (iii) her halükarda mağazanın kapalı tutulması halinde aleyhe cezai şart ve fesih hükümlerinin işletilmemesine karar verilmesi talep edilecektir.

Bütün bu koşullar mahkemece değerlendirilecek ve yöneltilen talepler hakkında karar verilecektir. Borcun yerine getirilmesinin dürüstlük kuralı uyarınca borçludan beklenemeyecek olması koşuluna ilişkin değerlendirmede, somut olay bakımından Koronavirüs etkisinin günlük yaşama etkisi, mağaza doluluk oranları, ürün tedarikinin mümkün olup olmadığı hususları, kira ilişkisine devam edilmesinin kira borçlusu bakımından objektif olarak mümkün olup olmadığı ve mevcut koşullarda kira ödenmesinin borçludan beklenebilirliği göz önünde bulundurularak karar verilecektir. Gerekli koşulların oluştuğu kanaatine ulaşılması halinde uyarlama yapılarak mağazaların kapalı tutulduğu dönemler bakımından kira bedeli ödenmemesine veya ciddi ciro kaybı gözetilerek kira bedelinden indirim yapılmasına karar verilebilecek ve ihtirazi kayıtla yapılan kira ödemelerinin geri alınması mümkün olabilecektir. Bu bakımdan, olası bir yargılamada virüs salgın durumunun etkisine ilişkin iddiaların ispatlanması gerekmesi durumuna binaen ispat vesikalarının toplanması faydalı olacaktır7.

Kat Mülkiyeti Kanun’u uyarınca ortak giderlerin ödenmesi anagayrimenkulde faaliyetin devamlı olması niteliği uyarınca zorunludur. Kanun’un 20.maddesi c bendi uyarınca Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamayacağı düzenlenmiştir.   Görüldüğü üzere kat malikleri ve bağımsız bölümlerden devamlı surette yararlananların sırf bazı ortak yer ve tesisleri kullanmadıkları gerekçesiyle ortak gider kalemlerini ödemekten imtina edemeyeceği düzenlenmişken, resmi bir merci kararı olmaksızın işletmeler tarafından mağazaların kapatılması nedeniyle anagayrimenkulün ortak gider kalemlerinin ödenmemesine imkân verecek bir definin ileri sürülmesinin olanaklı olmadığı kanaatindeyiz. Bu halde dahi, imkânsızlık ve aşırı ifa güçlüğü durumları değerlendirilmeli, ancak bu iki unsurdan birisi mevcutsa ortak gider bedelinin tenzili veya hiç ödenmemesi söz konusu olmalıdır. Her halükarda yukarıda da detaylı açıklandığı üzere TBK 138. madde kapsamında ortak gider kalemlerinin ödenmemesi veya indirim yapılmasına yönelik uyarlama talebi ile dava açılması da mümkündür.

Bununla birlikte, özellikle AVM kira sözleşmelerinde shop mix’in bozulmaması, mağazanın keyfi olarak kapatılmasının önüne geçilebilmesi amacıyla cezai şartlar öngörülmektedir. Keyfi uygulamalarla kapatmaların önüne geçmek için ihdas edilmiş cezai şartın amaçsal olarak uygulanmaması gerektiği ve olası bir uyarlama davasında bu yönde savunma yapılabileceği kanaatindeyiz.  Ayrıca belirtmek isteriz ki bu mütalaanın yazımı tarihinde tedarik zincirinin ciddi şekilde sekteye uğradığı, mağazaların boşaldığı ve insanların sokağa çıkmaktan imtina ettiği bir durum (umarız olmaz) söz konusu değildir. Mevcut duruma göre yapılacak değerlendirmede mağazaların geçici süreyle alınan inisiyatif doğrultusunda kapatılmasının, madde 138’de gereken “beklenemezlik” koşulunu yaratacak ağırlıkta olmadığı, dolayısıyla mütalaa tarihinde bu yönde bir karar alındığı takdirde kira ödeme yükümlülüğünün ortadan kalkmayacağı kanaatindeyiz.

  1. Kiracı konumundaki perakende işletmelerin Koronavirüs etkisiyle müşteri sayısının azaldığından bahisle mağazaları geçici süreyle kamu tavsiye kararına istinaden kapatması halinde mağazaların kapalı tutulduğu günler bakımından kira bedeli ve ortak gider ödeme yükümlülüğü devam eder mi?

7 İspat yüküne ilişkin bknz Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2003/4175 K. 2003/7683 T. 12.6.2003 İdare tarafından mağazaların kapanması ve sokağa çıkılmaması yönünde tavsiye niteliğinde bir karar yayınlanması halinde, bu durum yukarıda yaptığımız açıklamalar doğrultusunda, olası bir uyarlama davasında zorlayıcı sebeplerin varlığına dair iddiaları destekleyecek bir unsur olacaktır. Ancak, kararın tavsiye niteliğinde olması ve yasaklayıcı olmaması kira sözleşmesi taraflarının borçlarını imkânsızlaştırmayacak, bu sebeple TBK madde 136’da düzenlenen ifa imkânsızlığı söz konusu olmayacaktır. Bu durumda yine yukarıda yer alan açıklamalarımız kapsamında kira bedeli ve ortak gider bedeli ödemeleri için uyarlama davasının ikame edilmesi gerekecektir.

  1. Kiracı konumundaki perakende işletmelerin Koronavirüs etkisiyle müşteri sayısının azaldığından bahisle mağazaları geçici süreyle kamu otoritesinin zorunlu kararı sebebiyle kapatması halinde mağazaların kapalı tutulduğu günler bakımından kira bedeli ve ortak gider ödeme yükümlülüğü devam eder mi?

İdare tarafından mağaza gibi toplu alanların kapatılması ve sokağa çıkılmaması yönünde zorunlu karar verilmesi halinde, perakende işletmelerin mağazalarını kapatmak dışında seçenekleri olmayacağı açık olduğundan, mağaza kapanışı bu olasılıkta hem kiralayan hem de kiracı bakımından ifa imkânsızlığı/mücbir sebep teşkil edecek, kiralayanın bu olasılıkta kiralananı kullanıma hazır bulundurma yükümlülüğünü ifa etmesi mümkün olmayacaktır. Hal  böyleyken kira sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerin askıda olduğu ve kiracının kira ödeme yükümlülüğünün devam etmeyeceği söylenebilir.

Ortak giderler bakımından ise, yukarıda açıklandığı üzere kiralananın boş kalmasının geçerli nedene (TBK m.138) dayandığı durumlarda nasıl ki yükümlülük kiralayan üzerinde kalabiliyorsa, mücbir sebep nedeniyle mağazaların kapanması halinde de,  ortak giderlerin kapalı kalınan günle orantılı olarak malik tarafından karşılanması hakkaniyete uygun olacaktır.

  1. Kira Sözleşmelerinde Yer Alan Mücbir Sebep Maddelerinde Salgın Hastalığın Belirtilmesi veya Belirtilmemesi Halinde Durum Ne Olacaktır?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1190 E. ve 2018/1259 K. numaralı kararında mücbir sebebi aşağıdaki şekilde açıklamıştır: “Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır ( Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 582 ). Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.”

Yargıtay, bu ifadelerle mücbir sebebin tanımını yapmış ve salgın hastalık gibi doğal afetlerin de mücbir sebep olarak nitelendirileceğini belirtmiştir. Dolayısıyla, sonradan ortaya çıkan ve illiyet bağının ortadan kalkmasıyla ifa imkânsızlığına sebebiyet veren salgın hastalık mücbir sebep olarak nitelendirilebilir.  Mücbir sebebin hukuki sonuçlarının uygulanması sözleşmede mücbir sebep ifadesinin yer almasına bağlı değildir. Bununla birlikte, taraflar sözleşme ile mücbir sebep ihdas edebilecek iken kanunen mücbir sebep teşkil eden hususlar sözleşme ile mücbir sebep olmaktan çıkarılamayacaktır. Örneğin ödemenin dövize bağlı olduğu bir sözleşme ilişkisinde ciddi döviz artışı taraflarca mücbir sebep olarak belirlenebilecek iken, bir kira ilişkisinde deprem sonucu kiralanan taşınmazın yıkılmasının mücbir sebep teşkil etmeyeceği yönünde bir düzenleme sonucu, nitelik itibariyle mücbir sebep teşkil eden bir hususun mücbir sebep olmaktan çıkarılması mümkün olmayacaktır. Kaldı ki, sözleşme ile ihdas edilen mücbir sebebin gerçekleşmesi de başlı başına mücbir sebep sonuçlarının uygulanmasına yol açamayacaktır zira her durumda mücbir sebebin gerçekleşmesi ile yükümlülüğün ifa edilememesi arasında illiyet bağı olması gerekmektedir. Örneğin bir kira sözleşmesinde yer alan mücbir sebep maddesinde depremin mücbir olarak sayıldığı varsayıldığında gerçekleşen deprem sonucu kira konusu binanın zarar görmemesi/yıkılmaması halinde mücbir sebebin gerçekleştiğinden bahisle tarafların yükümlülüklerin sona ermesi söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle her olay bakımından illiyet bağı değerlendirmesinin yapılması gerekmektedir.

Bu halde halk sağlığını ciddi derecede tehdit eden bir salgın hastalık durumu, örneğin sokakların, toplu alanların ve AVM’lerin boşalmasına sebebiyet vermişse, nitelik itibariyle mücbir sebep teşkil edecek olup, bunun sözleşme ile düzenlenmiş olması yahut sözleşmede yer almaması salgının mücbir sebep olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Her durumda mahkemece somut olay bakımından inceleme yapılarak salgının mücbir sebep/ifa imkânsızlığı teşkil edecek boyuta ulaşıp ulaşmadığı illiyet bağıyla birlikte değerlendirilecektir. Böylelikle sözleşmede salgın hastalığa ilişkin hüküm bulunmasa dahi, durum mücbir sebep teşkil ettiği ölçüde kiracının kira ödeme ve mağazayı açık tutma yükümlülüğü ortadan kalkacaktır.

İşveren tarafından aksi talep edilmesine rağmen sağlık amaçlı maske takmak isteyen veya istemeyen çalışanın bu tavrı hukuka uygun mudur?

  1. İşverenin maske takılmasını istemesine rağmen çalışanın takmaması hususunda değerlendirmelerimiz

TBK’nın 417. maddesinin 2. fıkrasında işverenin iş sağlığı ve güvenliği bakımından her türlü önlemi almak; çalışanın ise alınan her türlü önleme uyma yükümlülüğü düzenlenmektedir.

“ İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.”

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun (“ İ S G Kanunu ” ) “ İş verenin Genel Yükümlülüğü ” başlıklı 4. maddesi uyarınca işveren çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak ve gerekli her türlü tedbiri almakla yükümlüdür.

“ İş veren , çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.”

İSG Kanunu’nun “ Çalışanları n Yükümlülükleri ” başlıklı 19. maddesi uyarınca da çalışana, işveren tarafından iş sağlığı ve güvenliğinin sağlaması amacıyla getirilen yükümlülüklere uyma zorunluluğu getirildiği görülmektedir.

“Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür”

Koronavirüs’ten hem korunmak hem de virüsün yayılmasına engel olmak adına işverenin çalışanlara, çalışma saatleri içerisinde, işin mahiyeti gerektiriyorsa, işyerinde maske takma mecburiyeti getirmesi durumunda çalışanlar işbu talebi yerine getirmekle mükellef olacaklardır. Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki, işverenin işbu talebi salt ilgili çalışanı ve işyerindeki diğer çalışanları korumaktan ibaret olmayıp, kamu yararının korunması bakımından da önem arz etmektedir. Kaldı ki, getirilen bu önlem çalışanın hareket fonksiyonunu veya hayatının olağan şekilde sürdürmesini kısıtlayacak nitelikte bir önlem olmayıp, çalışanı herhangi bir zor duruma da sokmayacaktır. Lakin çalışanın işveren tarafından iş sağlığının korunması amacıyla getirmiş olduğu işbu yükümlülüğü yerine getirmemesi halinde çalışan sadece kendi sağlığını tehlikeye atmayacak olup, aynı zamanda diğer çalışanların da iş sağlığı ve güvenliğini ciddi boyutta tehlikeye düşürecektir.

Yukarıdaki açıklamalara ek olarak, işveren yukarıda belirtilen kanun hükümleri uyarınca yalnızca tek bir çalışanın değil de ilgili işyerinde bulunan tüm çalışanların iş sağlığı ve güvenliğinden sorumludur. Tüm bu sebepler göz önüne alındığında, çalışanın tüm uyarılara rağmen maske takmayı reddetmesi durumunda işveren, 4857 sayılı İş Kanunu’nun “ İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı ” başlıklı 25. maddesinin (I) bendi uyarınca çalışan ile akdetmiş olduğu iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilecektir.

“ İ ş çinin kendi isteği ve ya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması.”

  1. İşçinin maske takmak istemesine rağmen işverenin izin vermemesi hususunda değerlendirmelerimiz

T.C. Anayasası’nın “ Kişini n dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi “ Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. ” hükmü ve “ Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması”  başlıklı 56. maddesi “ Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir .”, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3. maddesi “ Herkesin yaşama hakkı ile kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. ” ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “ Yaşama ” başlıklı 2. maddesi “ Herkesin yaşam hakkı, yasa tarafından korunacaktır. ” hükümleri uyarınca;  yaşama hakkı, diğer tüm hakların kullanılabilmesi için zorunlu olduğundan aynı zamanda diğer tüm hakların özünü de oluşturmaktadır. Bu hususta sağlığı korunmayan veya sağlık sorunları çözümlenmeyen bir insanın diğer hakları ile ilgili güvencelerinin de bir anlamı olmayacaktır.

İlgili maddeler ışığında, işverenin işyerinde çalışanların maske takmasına izin vermemesi durumunda çalışanların vücut bütünlüğü olması bile psikolojisi zarar görebilecektir.

Öte yandan, çalışanın ilgili işyerinde faaliyet gösterdiği sırada maske takması üçüncü kişileri (örn.müşterileri) tedirgin etmesi ihtimali sebebiyle ilişkileri, satışları vs olumsuz etkileyebilecek olsa dahi; kendi sağlığını ve vücut bütünlüğünü koruma amacıyla maske takmak isteyen çalışana izin verilmesi gerekmektedir.

  1. Şirketlere ziyaretçi olarak gelen kişilerden son dönemde yurt dışına seyahat edip etmedikleri, sağlık durumları (ateş, nefes darlığı vb. belirtiler) hususunda formlar doldurmalarının talep edilmesi kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuata uygun mudur?

Koronavirüs için önlem alınabilmesi adına veri sorumluları işyerindeki ilgili kişilerden sağlık verilerini talep edilebilmektedir. Bu doğrultuda, veri sorumluları ziyaretçilerine veya çalışanlarına yakın zamanda geçirmiş oldukları rahatsızlıklara ilişkin sorular yönelterek özel nitelikli kişisel veri kategorisinde yer alan sağlık verilerini işleyebildikleri gibi yakın zamanda ziyaret ettikleri bölgeler ve ülkeleri sorarak konum bilgisi kategorisindeki kişisel verilerini de işleyebilmektedirler. Her iki durumda da ilgili kişilerin aydınlatılarak Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (“ KVKK ”) 10. maddesinde öngörülmüş olan aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerekmektedir. Fakat ilgili kişinin açık rızasının alınması noktasında aşağıda açıkladığımız üzere farklı senaryolar ortaya çıkabilecektir.

Öncelikle yalnızca ilgili kişinin yakın zamanda ziyaret ettiği bölge veya ülke verisinin talep edilmesi halinde KVKK’da kişisel verilerin işlenmesinde açık rızanın istisnası olarak sayılmış olan hukuki sebeplerden 5/2(f) hükmü uyarınca ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaati için veri işlemenin zorunlu olmasına dayanabilecektir. Bu durumda işyerindeki kişilerin sağlığının korunması, veri sorumlusunun meşru menfaati olarak kabul edilebilecektir. Dolayısıyla ilgili kişinin açık rızası alınmaksızın ziyaret edilen bölge veya ülke verisi talep edilebilecektir. İlgili talep metnine KVKK’nın 10. maddesinde8 belirlenmiş olan yer alan aydınlatma yükümlülüğü şartlarını haiz bir aydınlatma metni dâhil edilmelidir.

Yakın zamanda geçirilen hastalık bilgisi gibi özel nitelikli kişisel veriler işlenirken, KVKK’nın 6. maddesinin 2. fıkrası uyarınca açık rıza alınması gerekmektedir.

8 Veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğü MADDE 10- (1) Kişisel verilerin elde edilmesi sırasında veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, ilgili kişilere; a) Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği, b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği, c) İşlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği, ç) Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi, d) 11 inci maddede sayılan diğer hakları, konusunda bilgi vermekle yükümlüdür. 9 Kanun’un 6. maddesinin 3. fıkrası uyarınca sağlık verilerinin işlenebilmesi için açık rıza alınmasının istisnası olarak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amaçlarından biri uyarınca sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından işlenmesi olarak belirtilmeli, ilgili kişiye izin vermeme hakkı tanınmalı ve alınan kişisel veri yalnızca belirtilen amaçla sınırlı olmak kaydıyla işlenmelidir. Veri işleme amacının ortadan kalkması halinde ihtiyaç duyulmayan kişisel veriler imha edilmelidir.10

Her bir kişisel veri işleme sürecinde, öncelikle, işlenen veri kategorisi tespit edilir, kişisel verilerin işlenme amacı belirlenir, usulüne uygun bir aydınlatma metni ve gerekiyorsa açık rıza metni hazırlanır. Koronavirüs sebebiyle önlem alınabilmesi için gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetlerine de yukarıda açıklanmış olan prensiplerle yaklaşılmalıdır.

Saygılarımızla,

Burada belirtilen konularda ilave bilgi ihtiyacında bizimle temasa geçmenizi rica ederiz.
Saygılarımızla.


SİRKÜLER NO: 2020-09
SİRKÜLER TARİHİ: 03.03.2020

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ 31057 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Değişiklik ile, külçe metal teslimlerinde, hurda ve atık teslimlerinde, bakır, çinko, alüminyum ve kurşun ürünlerinin tesliminde, 5/10 olan KDV tevkifat oranı 7/10 olarak değişmiştir.

Tebliğ, 01.04.2020 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Değişen maddeler şu şekildedir;

MADDENİN ESKİ HALİ MADDENİN YENİ HALİ

2.1.3.3. Kısmi Tevkifat Uygulanacak Teslimler

2.1.3.3.1. Külçe Metal Teslimleri

2.1.3.3.1.1. Tevkifat Uygulayacak Alıcılar ve Tevkifat Oranı

Tebliğin (I/C-2.1.3.3.1.2.) bölümünde belirtilen külçe metallerin Tebliğin (I/C-2.1.3.1/a ve b) bölümlerinde sayılanlara tesliminde, (5/10)** oranında KDV tevkifatı uygulanır.

Hurda metallerden elde edilenler dışındaki bakır, çinko, alüminyum ve kurşun külçelerinin ithalatçılar ve ilk üreticiler (cevherden üretim yapanlar) tarafından yapılan teslimlerinde tevkifat uygulanmaz, bu safhalardan sonraki el değiştirmelerde ise tevkifat uygulanır. Hurda metalden elde edilen külçelerin ithalatçıları ve üreticileri tarafından tesliminde de tevkifat uygulanır.

İthalatçılar tarafından yapılan teslimlerde, satıcı (ithalatçı) tarafından düzenlenen faturada “Teslim edilen mal doğrudan ithalat yoluyla temin edildiğinden tevkifat uygulanmamıştır.”açıklamasına ve ithalata ilişkin fatura ve gümrük beyannamesi bilgilerine yer verilir. Cevherden üretim yapanlar ise düzenlenen faturada “Teslim edilen mal firmamızca cevherden üretildiğinden tevkifat uygulanmamıştır.” açıklamasına yer vermek suretiyle tevkifat uygulanmaksızın işlem yapar.

2.1.3.3. Kısmi Tevkifat Uygulanacak Teslimler

2.1.3.3.1. Külçe Metal Teslimleri

2.1.3.3.1.1. Tevkifat Uygulayacak Alıcılar ve Tevkifat Oranı

Tebliğin (I/C-2.1.3.3.1.2.) bölümünde belirtilen külçe metallerin Tebliğin (I/C-2.1.3.1/a ve b) bölümlerinde sayılanlara tesliminde, (7/10)** oranında KDV tevkifatı uygulanır.

Hurda metallerden elde edilenler dışındaki bakır, çinko, alüminyum ve kurşun külçelerinin ithalatçılar ve ilk üreticiler (cevherden üretim yapanlar) tarafından yapılan teslimlerinde tevkifat uygulanmaz, bu safhalardan sonraki el değiştirmelerde ise tevkifat uygulanır. Hurda metalden elde edilen külçelerin ithalatçıları ve üreticileri tarafından tesliminde de tevkifat uygulanır.

İthalatçılar tarafından yapılan teslimlerde, satıcı (ithalatçı) tarafından düzenlenen faturada “Teslim edilen mal doğrudan ithalat yoluyla temin edildiğinden tevkifat uygulanmamıştır.”açıklamasına ve ithalata ilişkin fatura ve gümrük beyannamesi bilgilerine yer verilir. Cevherden üretim yapanlar ise düzenlenen faturada “Teslim edilen mal firmamızca cevherden üretildiğinden tevkifat uygulanmamıştır.” açıklamasına yer vermek suretiyle tevkifat uygulanmaksızın işlem yapar.

2.1.3.3.2. Bakır, Çinko, Alüminyum ve Kurşun Ürünlerinin Teslimi

2.1.3.3.2.1. Tevkifat Uygulayacak Alıcılar ve Tevkifat Oranı

Bakır ve alaşımlarından, çinko ve alaşımlarından, alüminyum ve alaşımlarından, kurşun ve alaşımlarından mamul, Tebliğin (I/C-2.1.3.3.2.2.) bölümünde belirtilen ürünlerin,Tebliğin (I/C-2.1.3.1/a ve b) bölümlerinde sayılanlara tesliminde, (5/10) oranında KDV tevkifatı uygulanır.

Bunların, ilk üreticileri (cevherden üretim yapanlar) ile ithalatçıları tarafından tesliminde tevkifat uygulanmaz, sonraki safhaların teslimleri ise tevkifata tabidir.

İthalatçılar tarafından yapılan teslimlerde, satıcı (ithalatçı) tarafından düzenlenen faturada “Teslim edilen mal doğrudan ithalat yoluyla temin edildiğinden tevkifat uygulanmamıştır.”açıklamasına ve ithalata ilişkin fatura ve gümrük beyannamesi bilgilerine yer verilir. Cevherden üretim yapanlar ise düzenlenen faturada “Teslim edilen mal firmamızca cevherden üretildiğinden tevkifat uygulanmamıştır.” açıklamasına yer vermek suretiyle tevkifat uygulanmaksızın işlem yapar.

2.1.3.3.2. Bakır, Çinko, Alüminyum ve Kurşun Ürünlerinin Teslimi

2.1.3.3.2.1. Tevkifat Uygulayacak Alıcılar ve Tevkifat Oranı

Bakır ve alaşımlarından, çinko ve alaşımlarından, alüminyum ve alaşımlarından, kurşun ve alaşımlarından mamul, Tebliğin (I/C-2.1.3.3.2.2.) bölümünde belirtilen ürünlerin,Tebliğin (I/C-2.1.3.1/a ve b) bölümlerinde sayılanlara tesliminde, (7/10) oranında KDV tevkifatı uygulanır.

Bunların, ilk üreticileri (cevherden üretim yapanlar) ile ithalatçıları tarafından tesliminde tevkifat uygulanmaz, sonraki safhaların teslimleri ise tevkifata tabidir.

İthalatçılar tarafından yapılan teslimlerde, satıcı (ithalatçı) tarafından düzenlenen faturada “Teslim edilen mal doğrudan ithalat yoluyla temin edildiğinden tevkifat uygulanmamıştır.”açıklamasına ve ithalata ilişkin fatura ve gümrük beyannamesi bilgilerine yer verilir. Cevherden üretim yapanlar ise düzenlenen faturada “Teslim edilen mal firmamızca cevherden üretildiğinden tevkifat uygulanmamıştır.” açıklamasına yer vermek suretiyle tevkifat uygulanmaksızın işlem yapar.

2.1.3.3.3. Hurda ve Atık Teslimi

2.1.3.3.3.1. Tevkifat Uygulayacak Alıcılar ve Tevkifat Oranı

Metal, plastik, lastik, kauçuk, kâğıt, cam hurda ve atıkları ile konfeksiyon kırpıntılarının*teslimi 3065 sayılı Kanunun (17/4-g) maddesi gereğince KDV’den müstesnadır. Ancak, bu malların teslimi ile ilgili olarak aynı Kanunun (18/1) inci maddesine göre istisnadan vazgeçilmesi mümkündür.

İstisnadan vazgeçenlerin metal, plastik, lastik, kauçuk, kâğıt, cam hurda ve atıklarının tesliminde, Tebliğin (I/C-2.1.3.1/a ve b) bölümü kapsamındaki alıcılar tarafından (5/10) oranında KDV tevkifatı uygulanır.

2.1.3.3.3. Hurda ve Atık Teslimi

2.1.3.3.3.1. Tevkifat Uygulayacak Alıcılar ve Tevkifat Oranı

Metal, plastik, lastik, kauçuk, kâğıt, cam hurda ve atıkları ile konfeksiyon kırpıntılarının*teslimi 3065 sayılı Kanunun (17/4-g) maddesi gereğince KDV’den müstesnadır. Ancak, bu malların teslimi ile ilgili olarak aynı Kanunun (18/1) inci maddesine göre istisnadan vazgeçilmesi mümkündür.

İstisnadan vazgeçenlerin metal, plastik, lastik, kauçuk, kâğıt, cam hurda ve atıklarının tesliminde, Tebliğin (I/C-2.1.3.1/a ve b) bölümü kapsamındaki alıcılar tarafından (7/10) oranında KDV tevkifatı uygulanır.

Burada belirtilen konularda ilave bilgi ihtiyacında bizimle temasa geçmenizi rica ederiz.
Saygılarımızla.


SİRKÜLER NO: 2020-07
SİRKÜLER TARİHİ: 21.02.2020

Değerli Konut Vergisine ilişkin olarak Emlak Vergisi Kanununda değişiklik yapan 7221 Sayılı “Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 20 Şubat 2020 tarihli ve 31045 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu Kanun ile özetle aşağıdaki değişiklikler yapılmıştır:

Konutların değer tespitinin Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü (TKGM) tarafından yapılması uygulamasına son verilmiştir. Buna göre bir konutun değerli konut vergisinin kapsamına girip girmediğinin tespitinde sadece bina vergi değeri dikkate alınacaktır. Söz konusu değer, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi kapsamında belirlenen ve üzerinden emlak vergisi ödenen değerdir. Buna göre emlak vergisi değeri 5 milyon lirayı aşan konutlar değerli konut vergisi kapsamına girecek olup TKGM tarafından yapılmış olan değerlemeler hiçbir şekilde dikkate alınmayacaktır.

Eski düzenlemeye göre 1/1/2020 Tarihinden itibaren başlaması öngörülen mükellefiyetin başlama tarihi 2021 yılının başından itibaren başlayacaktır. Bu kapsamda 2020 yılına ilişkin olarak 20 Şubat 2020 (erteleme sonrası 20 Mart 2020) tarihine kadar verilmesi gereken beyannameler verilemeyecek ve vergi tahakkuk ettirilmeyecektir. Cumhurbaşkanının, yukarıda yer alan süreleri bir yıla kadar uzatma yetkisi bulunmaktadır.

Türkiye sınırları içinde mesken nitelikli tek taşınmazı olanlar ile birden fazla mesken nitelikli taşınmazı bulunanların, değerli konut vergisi konusuna giren en düşük değerli mesken nitelikli tek taşınmazı (intifa hakkına sahip olunması hâli dâhil) (Bu hüküm, belirtilen kişilerin tek meskene hisse ile sahip olmaları hâlinde hisselerine ait kısım hakkında da uygulanır.) değerli konut vergisinden istisna tutulacaktır.

Değerli konut vergisinin matrahı 5.000.000 lirayı aşan kısmı olarak belirlenmiştir.

7221 sayılı Kanun uyarınca değerli konut vergisinin kapsamına giren konutların vergisinin hesabında aşağıdaki tarife kullanılacaktır:

Taşınmazın değeri Vergi oranı
5.000.000 TL ile 7.500.000 TL arasında olanlar (bu tutar dahil) 5.000.000 TL’yi aşan kısmı için Binde 3
10.000.000 TL’ye kadar olanlar (bu tutar dahil) 7.500.000 TL’si için 7.500 TL, fazlası için Binde 6
10.000.000 TL’den fazla olanlar 10.000.000 TL’si için 22.500 TL, fazlası için Binde 10

SİRKÜLER NO: 2020-07
SİRKÜLER TARİHİ: 21.02.2020

Değerli Konut Vergisine ilişkin olarak Emlak Vergisi Kanununda değişiklik yapan 7221 Sayılı “Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 20 Şubat 2020 tarihli ve 31045 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu Kanun ile özetle aşağıdaki değişiklikler yapılmıştır:

Konutların değer tespitinin Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü (TKGM) tarafından yapılması uygulamasına son verilmiştir. Buna göre bir konutun değerli konut vergisinin kapsamına girip girmediğinin tespitinde sadece bina vergi değeri dikkate alınacaktır. Söz konusu değer, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi kapsamında belirlenen ve üzerinden emlak vergisi ödenen değerdir. Buna göre emlak vergisi değeri 5 milyon lirayı aşan konutlar değerli konut vergisi kapsamına girecek olup TKGM tarafından yapılmış olan değerlemeler hiçbir şekilde dikkate alınmayacaktır.

Eski düzenlemeye göre 1/1/2020 Tarihinden itibaren başlaması öngörülen mükellefiyetin başlama tarihi 2021 yılının başından itibaren başlayacaktır. Bu kapsamda 2020 yılına ilişkin olarak 20 Şubat 2020 (erteleme sonrası 20 Mart 2020) tarihine kadar verilmesi gereken beyannameler verilemeyecek ve vergi tahakkuk ettirilmeyecektir. Cumhurbaşkanının, yukarıda yer alan süreleri bir yıla kadar uzatma yetkisi bulunmaktadır.

Türkiye sınırları içinde mesken nitelikli tek taşınmazı olanlar ile birden fazla mesken nitelikli taşınmazı bulunanların, değerli konut vergisi konusuna giren en düşük değerli mesken nitelikli tek taşınmazı (intifa hakkına sahip olunması hâli dâhil) (Bu hüküm, belirtilen kişilerin tek meskene hisse ile sahip olmaları hâlinde hisselerine ait kısım hakkında da uygulanır.) değerli konut vergisinden istisna tutulacaktır.

Değerli konut vergisinin matrahı 5.000.000 lirayı aşan kısmı olarak belirlenmiştir.

7221 sayılı Kanun uyarınca değerli konut vergisinin kapsamına giren konutların vergisinin hesabında aşağıdaki tarife kullanılacaktır:

Taşınmazın değeri Vergi oranı
5.000.000 TL ile 7.500.000 TL arasında olanlar (bu tutar dahil) 5.000.000 TL’yi aşan kısmı için Binde 3
10.000.000 TL’ye kadar olanlar (bu tutar dahil) 7.500.000 TL’si için 7.500 TL, fazlası için Binde 6
10.000.000 TL’den fazla olanlar 10.000.000 TL’si için 22.500 TL, fazlası için Binde 10

SİRKÜLER NO: 2020-06
SİRKÜLER TARİHİ: 10.02.2020

Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Genel Tebliği (Sıra No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 7) 09/02/2020 tarih ve 31034 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Buna göre, Kırşehir, Amasya, Bartın ve Çankırı illerindeki mükellefler/işverenler için Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi pilot uygulanmasına 1/1/2020 tarihinden itibaren Bursa, Eskişehir ve Konya illeri merkez ve ilçelerinde bulunan mükellefler/işverenler dahil edilmiştir. Tüm Türkiye’deki uygulamaya ise 01/3/2020 tarihinden itibaren başlanacaktır.

Hatırlanacağı üzere, Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi uygulaması öncelikle 1/6/2017 tarihinde Kırşehir ilinde başlatılmış, daha sonra 1/1/2018 tarihinde Amasya, Bartın ve Çankırı illeri de uygulamaya dahil edilmişti.

Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi uygulamasının tüm Türkiye’de başlaması ise 27/7/2019 Tarihinde yayımlanan 27/7/2019 Tarihinde 6 Sıra No’lu Tebliğ ile 1/7/2019 tarihinden 1/1/2020 tarihine ertelenmişti.

Ancak 09/02/2020 tarihli 31034 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Genel Tebliğine eklenen “Uygulamaya geçişin yaygınlaştırılması” başlıklı Geçici 4’üncü maddesiyle;

Kırşehir ilindeki mükellef/işverenler tarafından 1.6.2017 tarihinden, Amasya, Bartın ve Çankırı illerindeki mükellef/işverenler tarafından 1/1/2018 tarihinden itibaren kullanılmakta olan muhtasar ve prim hizmet beyanname uygulamasına 1/1/2020 tarihinden itibaren Bursa, Eskişehir ve Konya illeri merkez ve ilçelerinde bulunan mükellef/işverenler de dahil edilmiştir. Yapılan tebliğ değişikliği ile tüm Türkiye’deki uygulamaya 1/3/2020 tarihi itibarıyla başlanılacaktır.

Buna göre Kırşehir, Amasya, Bartın, Çankırı, Bursa, Eskişehir ve Konya illeri merkez ve ilçelerinde bulunan mükellef/işverenler 2020/Ocak ve Şubat ayı bildirimlerini Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi üzerinden, diğer illerdeki işveren/mükellefler ise SGK bildirimlerini e-bildirge sistemi, vergi bildirimlerini ise Muhtasar Beyanname üzerinden yapacaklardır. 2020/Mart ayından başlamak üzere tüm Türkiye’ deki işverenler/Mükellefler bildirimlerini Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesiyle yapacaklardır.


SİRKÜLER NO: 2020-05
SİRKÜLER TARİHİ: 06.02.2020

05 Şubat 2020 Tarihli ve 31030 Sayılı Resmi Gazete’de “Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesi Genel Tebliği (Sıra No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 2)” yayımlanmıştır.

İlgili Tebliğ’in 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ürünlerden plastik poşetler” ibaresi “ürünler” olarak değiştirilmiştir. Bilindiği üzere 1/1/2020 Tarihinden itibaren plastik poşetlerin yanısıra lastik, akümülatör, pil, madeni yağ, bitkisel yağ, elektrikli ve elektronik eşya, ilaç, plastik ambalaj, metal ambalaj, cam ambalaj, ahşap ambalaj (ürünler ve uygulanacak geri kazanım katılım payı tutarlarının tamamının yer aldığı Ek-1 Sayılı Liste için tıklayınız) gibi birçok ürün de bu beyanname kapsamına alınmıştı.

Tebliğ değişikliğinde, geri kazanım katkı payı beyannamelerinin verilmesine ilişkin usul ve esaslar, bu ürünleri de kapsayacak şekilde değiştirilmiştir.

Beyannamelerin Verilme Zamanı Değişikliği

Geri kazanım katılım payı beyannamesi; plastik poşetin satışının yapıldığı ve diğer ürünler için piyasaya sürüldüğü/ithal edildiği beyan dönemini takip eden ayın son günü saat 23.59’a kadar yetkili vergi dairesine elektronik ortamda gönderilebilecektir. Bu süre daha önce beyan dönemini takip eden ayın 24 üncü günü saat 23.59’a kadardı.

ÖRNEK 1: Ankara ilinde market işletmeciliği faaliyetinde bulunan (A) Ltd. Şti.’nin, Başkent Vergi Dairesinde kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve gelir (stopaj) vergisi mükellefiyeti bulunmaktadır. Perakende olarak mal satan (A) Ltd. Şti. ürün satışlarında tüketicilere ücret karşılığında plastik poşet vermektedir. (A) Ltd. Şti. Nisan/2020 beyan dönemi içerisinde tüketicilere hiç plastik poşet satışı yapmamıştır.

Bu durumda (A) Ltd. Şti.’nin Nisan/2020 beyan dönemine ait Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesinin, “Beyan edilecek geri kazanım katılım payı bulunmamaktadır” seçeneği işaretlenerek 1/6/2020 günü saat 23.59’a kadar Başkent Vergi Dairesine elektronik ortamda gönderilmesi gerekmektedir.
(7) Üç aylık beyan dönemleri hâlinde verilecek Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamelerinde, aylık dönemlere ilişkin bilgilerin ayrı ayrı gösterilmesi gerekmektedir.”

“ÖRNEK 2: Ankara ilinde ticari faaliyette bulunan (C) A.Ş.’nin, Seğmenler Vergi Dairesinde kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve gelir (stopaj) vergisi mükellefiyeti bulunmaktadır. Mükellefin aynı zamanda İstanbul, Çorum, Samsun illerinde ve Bursa ili Gemlik ilçesinde şubeleri vardır.
(C) A.Ş.’nin, merkez ve şubelerinden yapmış olduğu plastik poşet satışlarına ait Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesini, plastik poşet satışının yapıldığı beyan dönemini takip eden ayın son günü saat 23.59’a kadar kurumlar vergisi mükellefiyetinin bulunduğu Seğmenler Vergi Dairesine elektronik ortamda göndermesi gerekmektedir.

Mahsuplaşma işlemleri

Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesini vermekle yükümlü olanlar, Geri Kazanım Katılım Payına İlişkin Yönetmelikte belirtilen iade şartları doğrultusunda iade alınan ürünlere isabet eden ve ilgili dönemde beyan edilen geri kazanım katılım payı tutarını plastik poşetler için oluşan geri kazanım katılım payı hariç olmak üzere, beyan edecekleri toplam geri kazanım katılım payından mahsup edebileceklerdir. Bir beyan döneminde mahsup edilecek geri kazanım katılım payı tutarı toplamı, mükelleflerin beyan edecekleri geri kazanım katılım payı toplam tutarından fazla ise aradaki fark bir sonraki beyan dönemine devredilecektir.

ÖRNEK 3: Kayseri ilinde faaliyette bulunan (H) A.Ş.’nin Mimar Sinan Vergi Dairesinde kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve gelir (stopaj) vergisi mükellefiyeti bulunmaktadır.

(H) A.Ş. Mayıs/2020 döneminde 2.000 TL geri kazanım katılım payı hesaplamıştır.

(H) A.Ş. Ocak/2020 döneminde piyasaya sürdüğü ve üzerinden 3.000 TL geri kazanım katılım payı hesapladığı ürünleri Mayıs/2020 döneminde iade almıştır.

Mayıs/2020 döneminde hesaplanan 2.000 TL tutarındaki geri kazanım katılım payından, iade alınan ürünlere ilişkin 3.000 TL tutarındaki geri kazanım katılım payı beyannamesinin ilgili satırında gösterilerek mahsup edilecektir. Mayıs/2020 dönemi itibarıyla mahsup edilemeyen 1.000 TL tutarındaki geri kazanım katılım payı ise sonraki dönemlerde mahsup edilmek üzere devredilecektir.”

Azaltıcı mahiyetteki düzeltme beyannamesi verilmesi

Daha önceki düzenlemede geri Kazanım Katılım Payı tutarını azaltıcı mahiyetteki düzeltme beyannamesi verilmesi hâlinde bu beyannamelere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ilgili il müdürlüklerinden görüş istenilerek ve alınan cevaba göre gerekli düzeltme işlemleri yapılmaktaydı.
Yapılan değişiklikle geri kazanım katılım payı tutarını azaltıcı mahiyette düzeltme beyannamesi verilmesi hâlinde bu beyannamelere ilişkin gerekli düzeltme işlemlerinin doğrudan yapılacağı belirtilmiştir.

Ancak Başkanlık tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geri kazanım katılım payı tutarını azaltıcı mahiyette verilen düzeltme beyannamelerine ilişkin elektronik ortamda bilgi verilinceye kadar, vergi dairesi müdürlükleri tarafından geri kazanım katılım payı tutarını azaltıcı mahiyette verilen düzeltme beyannamelerine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ilgili il müdürlüklerine yazı ile bilgi verilecektir.

Geri kazanım katılım payına ilişkin örnekler

ÖRNEK 4: Ankara ilinde otomobil satışı faaliyetinde bulunan (D) A.Ş.’nin, Başkent Vergi Dairesinde kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve gelir (stopaj) vergisi mükellefiyeti bulunmaktadır.

(D) A.Ş. Ocak/2020 döneminde 150 adet otomobil ithal etmiştir. Bu durumda, (D) A.Ş. Ocak/2020 döneminde ithal edilen otomobillerde orijinal eşya/parça olarak kullanılan ve 2872 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan ürünler (akü, lastik, madeni yağ, elektrikli ve elektronik eşyalar) için geri kazanım katılım payı hesaplamayacaktır. Ancak (D) A.Ş. tarafından 2/3/2020 günü saat 23.59’a kadar Başkent Vergi Dairesine elektronik ortamda gönderilecek beyannamenin ilgili alanında bu ürünler gösterilecektir.

Tebliğ , 05/02/2020 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.

1 2 3 6